images.jpeg
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on telegram
Share on whatsapp

Besin Takviyeleri Hakkında Eksik Bilinenler

İsmim Serdar Hakan Çiftçi

Tıp doktoruyum ve 26 yıl aktif hekimlikten sonra 2017 yılında emekli oldum. GATA mezunuyum.

51 yaşındayım.
Evliyim.
25 yaşında ikiz kızlarım var.

Sağlıkla ilgili nette yazılanları okudukça görüyorum ki; çok fazla bilgi eksikliği ve kavram kargaşası var.

İnsanımızı doğru bilgilendirmek adına internette konuşulanları ayrı ayrı değil, genel olarak cevaplamaya çalışacağım.

Öncelikle Tıp Fakültelerimizde besin tamamlayıcılarıyla ilgili bir ders okutulmamakta, Türkiye deki doktorların %95 i Doçent – Profesör de olsalar, balık yağı, propolis, arı sütü gibi ek besin maddelerini ve kullanım alanlarını bilmemekteler.

Geri kalan %5 meslektaşım ise tıbbi çalışmalarda veya yurt dışı kongrelerinde tesadüfen bunlarla karşılaştığı için bilir ama onlar da nerelerde ve ne dozda kullanılacağını bilmezler.

Burada suç biz doktorlarda değil, Türkiye deki Tıp eğitimindedir.

Ben 1991 yılında askeri tıptan mezun oldum, bize bunlar okutulmadı. Kızım Bezmi Alem Tıp Fakültesi nden mezun oldu. Şu an o da hekim ve ona da okutulmadı 🙁

Tıpta 2 tür yaklaşım var.

1.si hastalığın teşhis ve tedavisi.
2.si savunma sistemini destekleyerek vücudun kendini yenilemesi ve hastalıklara karşı mücadele etmesinin sağlanması.

İşte Türk Tıbbında eksik olan da tam olarak bu 2. yaklaşım. Anlattıklarım tıbba alternatif ya da meydan okuma değil; tıbbın içinde var olan ancak Türkiye de bilinmeyen TAMAMLAYICI TIP tır.

Yurt dışındaki hekimler bu tür ürünleri bilmekte, tamamlayıcı tıp ve koruyucu hekimlikle ilgili olarak kendileri de dahil herkeste kullanmaktadırlar.

Meslektaşlarımın bu tür ürünlere olumsuz tepki vermelerinin altında sadece bilgi eksiklikleri değil ; sağlığı paraya dönüştürmeye çalışan ŞARLATAN ların varlığı da yatmaktadır.

O yüzden bir hekime balık yağını ya da propolisi sorduğunuzda muhtemelen, “Bırak bu saçmalıkları, sen doğru beslenmene bak” cümlesini duyacaksınız.

Çünkü onlar besin maddelerinin besin değerlerini yitirdiğinin, bitkilerin genetik yapılarıyla oynandığının ve hastalıkların altında yatan nedenlerin yine bu mevcut tüketilen besin maddelerinin olduğunun farkında değiller !

Çünkü onlar Türk insanının yarısının kalp damar hastalıklarından öldüğünü biliyorlar ancak amerikan kalp cemiyetinin “ani kalp ölümü ve kalp damar hastalıklarından korunmak istiyorsanız, günde 1 gram EPA DHA yani Omega 3 almalısınız” dediğini bilmiyorlar !

Gelelim doğru bilgilere:

Bitkisel omega 3, asla hayvansal omega 3 ün yerini tutmaz. Yani ceviz, ıspanak, semiz otu yemekle bu iş olmaz.

Krill karidese benzeyen küçük bir deniz canlısı olup, sadece antartika gibi okyanusların soğuk kısımlarında yaşayabilirken; bu kadar krill yağını nereden buldunuz da milyonlarca insanın tüketimine sundunuz diye soran da olmaz.

Bir zamanlar piyasaya sürülen karınca yumurtasıyla aynı olup, balık yağının yerini alması mümkün değil ve asla da almayacak !

Balık yağı doğumdan ölüme herkesin düzenli ve devamlı kullanmak zorunda olduğu, en önemli ek besin maddesidir.

Türkiye deki meslektaşlarım bilmeseler de, dünyada en çok bilinen ve üzerinde en fazla tıbbi çalışma yapılmış (2.400 den fazla çalışma var) maddedir Omega 3.

Tıbbi olarak 4 özelliği vardır balık yağının

1-Antiinflamatuar = İltihap giderici
2-Antioksidan = Temizleyip yenileyici
3-Antitümöral = Kitle engelleyici
4-Antiaterosklerotik = Damar sertliğini, daralma ve tıkanıklıkları önleyici

Amerika dan İngiltere ye, Avustralya dan Almanya ya herkeste, üstelik doktor nezaretinde kullandırılmaktadır balık yağı.

Japonya da ise balık yağı kullanımında, direkt sağlık bakanlığı devrededir.

Japonya da yeni doğan bebeğe (biz bebek 6 aylık olana kadar anne sütü dışında bir şey vermezken) anne sütüyle birlikte balık yağı da vermektedirler. Üstelik te neredeyse bizim büyüklere verdiğimiz doz olan 0.9 gram/gün olarak.

3 ile 5 yaş arası tüm çocuklara bizdeki erişkin dozunun 1.5 katı olan 1.5 gram/gün verilmektedir.

50-70 yaş arası kadınlara 2.5 gram/gün,
50-70 yaş arası erkeklere 2.9 gram/gün
Hamilelere 2.1 gram/gün
Lohusalara 2.5 gram/gün kullandırılmaktadır.

Sonuç ne sizce ?

Türkiye de kalp damar hastalıklarından ölüm oranı %50 iken yani 2 kişiden biri kalpten ölürken; Japonya da bu oran %13 tür !

Japonya da 100 yaş üzeri yaşayan insan sayısı -verileri görmeme rağmen inanmakta ben bile güçlük çektim- tam 300.000 kişidir !

90 yaşında birisi öldüğü zaman, “Vah vah, genç yaşta, çiçeği burnunda gitti” diyorlar oralarda.

Bizde ise “Maşallah. Dünyaya kazık çakmış, amma da yaşamış” deniyor.

Piyasada çok ucuza satılan, Norveç, Alaska kökenli olduğu söylenen balık yağları var.

Bunların bir çoğunun prospektüslerini okudum.
Hiçbirisinde hangi cins balıktan ve balığın neresinden elde edildiği yazılmamış !

Bu kadar ucuz olmaları, düşündürücü değil mi sizce de ?

Benim ailemde ve kendimde kullandığım balık yağı, somon, sardalye, uskumru ve soğuk deniz hamsisinin gövdesinden elde edilmekte olup ; 164 ülkede denetlenip satılan bir balık yağı.

Üretimiyle ilgili danışman hekimleri ise, tıp tarihinde “balık yağının babası” diye bilinen, ilk defa eskimo çalışmalarını yapmış, Grönland eskimolarının kalp krizi geçirmediklerini ve sürekli somonla beslendiklerini bulan, 300 den fazla tıbbi çalışması olan Prof.Dr.John Dyerberg.

60 lık kapsülünün

Müşteri satış fiyatı 170 tl.
%15 indirimli fiyatı 145 tl.

200-250 adet olup 40-50 ya da 70 tl ye alınabilen, üstelik te Norweç ten Alaska dan geldiği söylenen balık yağları gerçek olabilir mi ?

Ve kaç ülkede denetlenip satılmakta bir araştırın isterseniz. Sağlığımız bu kadar ucuz olmamalı !

Sen balığı Norweç te yakala, fabrikasını kur. Yağını çıkar. Ambalaj yap.

Oradaki çalışanlarının maaşını ver. Yine orada vergi öde. Türkiye ye gönder. Türkiye de ayrıca vergi öde. Yine Türkiye de dağıtıcı firmanın kârını ver.

Eczanelere mal fazlası bırak. Eczanenin kârını ver.
Dağıtımda kullandığın representlerin parasını ver.
Reklam şirketlerine para ver.

Ve 200 tane balık yağını 70 tl ye sat.
Bu mümkün mü ?

Birkaç ihtimalden biri bunların bir kısmının balık yağını, çok ucuza mâl edilen balina ya da morino gibi balıkların karaciğerlerinden üretip neredeyse bedavaya getirdikleri ve bizim gibi ülkelerde sattıkları.

Çünkü balığın karaciğerinden elde edilen balık yağları ucuz ama zararlı.

Bu balık yağları A ve D vitaminlerini çok fazla içerdiklerinden, karaciğerde toksik etki yapmaktadırlar !

Diğer ihtimal ise

Türkiye de illegal olarak merdiven altında üretilip; yurt dışından geldiğinin söylenmesi.

Olur mu olur ! Devletimiz bununla ilgilenip denetlemeli ve bizlerin sağlığını korumalı diye düşünüyorum.

Sizler gibi nette, bloglarda konuyu sorgulayan arkadaşlarımızın da, ucuz diye böyle balık yağlarını almamaları gerekir.

Bir meslektaşım

“Haftada 2 kez balık tüketen birinin balık yağı kullanmasına gerek yok” demiş.

Peki bu meslektaşım, Türkiye deki balıkların sıcak deniz balığı olduğunu, aktif omega 3 yağ asidi olan EPA DHA nın içlerinde yok denecek kadar az bulunduğunu ve bir kişinin alması gereken günlük doz olan 1 gram EPA DHA yı alabilmesi için her gün 17 kilo hamsi yemesi gerektiğini biliyor mu acaba?

Ya Türkiye de bulunan balıkların bir çoğunun ağır metaller içerdiği gerçeği ne olacak ?

Balık yiyip yarar sağlayalım derken; tamir edilemeyecek zararlarla karşılaşıyor insanımız !

Omega 3 yağ asitleri kan sulandırıcılara karşı gelişen direnci yok etmektedirler.

Kalp hastalarının bir kısmı, kullandığı kan sulandırıcılara karşı vücudunda direnç geliştiğinden ve ilacı artık işe yaramadığından dolayı yaşamını yitirmektedir.

Balık yağı ise vücudun kan sulandırıcı ilaçlara karşı direnç geliştirmesini engellemektedir. O yüzden kalp hastaları balık yağını bu tür ilaçlarla birlikte mutlaka kullanmak zorundalar.

Bu konuyu bilen kardiyologlar balık yağını kan sulandırıcı ile birlikte kullandırıyorlar ki kan sulandırıcıya karşı direnç gelişmesin diye.

Tabiki burada hangi balık yağını kullanacağınızın da önemi var.

Piyasadaki balık yağlarının çoğunun maalesef ki yarardan çok zararı var.

Bana bu bilgiyi veren kardiyolog arkadaşımız da Siyami Ersek Hastanesi nde hekim olarak çalışmaktaydı. Ve branşındaki doktorların %99 unun balık yağı ile kan sulandırıcıları arasındaki irtibatı bilmediklerini, hatta balık yağının kanı sulandırdığını, hatta ve hatta balık yağının bizzat kendisini bilmediklerini itiraf etti.

Kendileri de bir yayın çalışmasında tesadüf eseri öğrenmişler.

Çok sevdiklerine balık yağı başladığından bahsederken;

Sunumumuzu izledikten sonra, kendisi de benim kullandığım balık yağını kullanmaya başladı. Tesadüfler bazen iyidir ❤

Balık yağları 2 türlüdür.

1- Etil ester formatında olanlar
2- Trigliserit formatında olanlar

Etil ester formatında olanlar asidik yapıya sahip olduklarından aterom plaklarını eritmekte, düzenli şekilde günlük 2 ila 4 gram epa dha (etken madde) olarak kullanıldıklarında, yüksek trigliserit seviyesini normale döndürmektedirler.

Ayrıca hastayı aşırı yan etkileri olan ilaçları (ator lipitor gibi statinleri) kulanmaktan da kurtarmaktadırlar.

Diğer grup balık yağları ise trigliserit (yağ) formatında olduklarından, aterom plaklarında ve trigliserit yüksekliğinde pek etkili değillerdir. Zaten dünyadaki en kaliteli balık yağı üretici firmalarının balık yağları da etil ester formatındadır.

Trigliserit yani yağ formatındaki balık yağlarının yine yağ formatında olan aterom plağı ve trigliseritte etkili olmayacağı açıktır. Sadece besleyici özelliğinden yararlanılabilir. O da A ve D vitamininden yoğun olmadıkları takdirde.

Balık yağında en önemli hususlardan birisi de somon, sardalya, uskumru ve hamsi (Türkiyedeki hamsi değil, soğuk deniz hamsisi) gibi soğuk deniz balıklarının gövdesinden elde edilmesi gerekliliğidir.

Morina gibi balıkların karaciğerinden elde edilen omega kapsüllerinden uzak durmalıdır. Bunu da tek bir kapsülün içindeki epa dha miktarından kısmen anlayabilirsiniz.

Gövdeden üretilen kaliteli omega 3, bir kapsüle en fazla 375 mg miktarında sığdırılabilmektedir. Bir kapsüldeki epa dha bu miktarın üzerindeyse, kuvvetle muhtemel balığın karaciğeri kaynaklı olup, kalitesizdir.

Ucuza maledilmesi de çoğu firmanın karaciğer kullanmasına neden olmaktadır.

Aklı olan herkes doğumdan ölüme balık yağı kullanmalıdır. Sağlıklı yaşamak ve yaşlanmak için alınması gereken günlük doz (günde 3 kapsül tok karna) 1000 mgr epa dha dır.

Balık yağının üzerindeki prospektüste hangi balıklardan ve balığın neresinden elde edildiğine bakıp, etken madde miktarının da tek kapsülde 375 mg ve altında olmasına dikkat etmelidir.

İyi balık yağlarının köpük bardağı eritme nedeni, etkili formatta ve miktarda olmalarındandır. Trigliserit formatında olanlar köpük bardak üzerinde etkisizdir.

Köpük bardak ağsı örgüsel yapısı dolayısıyla aterom plağına benzemektedir. O yüzden asidik yapıdaki yani etil ester formatında olan iyi balık yağları aterom plağını da, köpük bardağı da eritmektedirler.

Umarım yazdıklarım biraz olsun aydınlatıcı olmuştur.

Ben bir hekim olarak, bu yazıyı yazmakla vicdani sorumluluğumu yerine getirdim. Sizler de paylaşıp yayarak vicdani sorumluluğunuzu yerine getirebilirsiniz.

Fakir ya da zengin hiç kimsenin bebeğinin ya da ailesinin hayatı, diğerlerinkinden kıymetli değildir ve herkesin doğru bilgiye ulaşma hakkı vardır !

Ha bu arada piyasadaki mevcut balık yağlarının çoğunu araştırdığım için maalesef hiçbirine güvenmiyorum.

  1. 0Yazımda bahsettiğim balık yağı Türkiye ye girdi. Daha önceleri yurtdışından getirtiyorduk.